içinde

Süreğen yeniliğin sonsuz tekrarı: Tarih

Okullarda tahsil ettiğimiz tarihi düşünelim. Yazının bulunmasından bu yana yaklaşık 5.220 yıl geçmiş. Yani yazılı tüm kaynaklardaki bilgileri tarayıp öğrenmek istersek 5.220 yıllık tarihi çalışmamız gerekecek.

Çok mu?

Dünyamız yaklaşık 4,5 milyar yaşında, aşağı yukarı 3,8 milyar yıldır da üzerinde hayat barındırıyor. Modern insan formunun 200 bin yıl önce ortaya çıktığı düşünülüyor. Bildiğimiz haliyle insan uygarlığının yaşı ise 6 bin civarında. Dünyanın – eğer bu arada bir tür nükleer katliam ya da asteroit çarpması falan olmazsa – üzerindeki yaşamı, 1,75 milyar yıl kadar daha barındırabileceği öngörülüyor.

Gerçi Stephen Hawking, nüfus artışı ve enerji tüketimi şimdiki gibi giderse, 600 yıl içinde dünyanın yaşanılır olmaktan çıkacağını söylemişti ama varsayalım ki bu 600 değil de 200 bin yıl olsun…

200.000 yıl…

Şimdi de 121375 yılında yaşayan bir öğrenciyi düşünelim. Bu öğrenciye hangi tarihi öğreteceğiz?

Yüzlerce hatta belki binlerce yıl hüküm sürmüş hanedanlar, 50 bin yıl önceki icatlar, nehirlerin bin yıl önceki deltalarının şekli, yaşadığınız ülkenin 20 bin yıl önceki sınırları, 15 yüzyıl önce yapılmış savaşlar…

Tüm bu bilgiyi insan zihnine sığdırmanın imkansızlığı bir yana, eğer insanlık dünya üzerinde 119356 yıl daha hüküm sürecek olursa, savaşların ve sınırların ne kadar boş; ırkların, kültürlerin ve dinlerin sınırlarının ne kadar geçirgen; coğrafi ve yönetimsel yapıların ne kadar mütehavvil olduğunu çoktan anlamış olacaktır.

Şu anda tarihi hala çalışıyor, hala tahsil ediyor olmamızın tek nedeni, bunun mümkün olması. Tarihî ya da siyasî bir takım parametrelere – sınırlara, hanedanlıklara, ırklara, milliyetlere, dinlere – önem atfediyor olmamızsa bütün bir “insanlık” olarak çok “genç” hatta “çocuk” oluşumuzdan. Toyluğumuzdan yani. Büyüdüğümüzde hepsi geçecek…

Kurulmuş ve yıkılmış nice uygarlık, başlığa da ilham olan biricik Ursula K. Le Guin’imizin deyimiyle tarih nehrinin yüzeyinde, bir an görünüp sonra kaybolan birer pırıltı olacaklar sadece…

 

Kapak Resmi: “The Topologist’s World Map”. Haritanın tamamını görmek için https://tafc.space/qna/the-topologists-world-map/ adresini ziyaret edebilirsiniz.

Ne düşünüyorsun?

Deniz Demir tarafından yazılmıştır.

ankara doğumlu.
okumayı mizah dergilerinden öğrendi; melankolisi annesinden miras.
ilk aşkı atilla atalay’dır.
savaş muhabiri olayım diye odtü’de uluslararası ilişkiler okudu, onun yerine finans sektörünün beyaz yakalı kölelerinden oldu.
eline bir maşa almışsa iki ucunu mutlaka şık şık birbirine çarpar.
bir hesap makinesini, clear tuşuna hunharca arka arkaya basmadan kullanmaya başlamaz.
çocukça bir şey yapmadan önce mutlaka "ben yetişkin bir insanım, canım ne isterse onu yaparım" der.
düşerse ve yüzü betona çarparsa hiç tereddüt etmeden “ah!” diye bağırır.
ilk editörü “bunu insan okuyacak vicdansız!” şeklinde serzeniştiğinden beri kısa cümleler kurmaya çalışıyor.
hala.

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yükleniyor …

Yükleniyor …

0

Aşkın olasılığı

Neye göre kime göre